11 Ekim 2009 Pazar

Cesur Yeni Dünya



Bilimkurgu bana göre ikiye ayrılır. Bir teknolojik öngörüler üzerine kurulu olanlar, iki sosyolojik öngörüler üzerine kurulu olanlar. Bu ikisinin birbirinden alakasız şeyler olduğunu söylemiyorum. Evet teknolojinin sosyal hayat üzerindeki etkisi yadsınamaz. Demek istediğim; bilimkurgu eserlerinde bu ikisinden biri daha ağır basar.

Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sını ikinci seçeneğe yakın görüyorum. Gerçekten de kitapta teknolojik anlamda bugünkünden çok da farklı bir dünya yoktur. Bu kitabı değerli kılan Huxley'nin yarattığı distopyadır. Ford'dan 632 yıl sonrasını anlatan bu dünyada herkes mutludur, herkes sağlık ve refah içindedir ve herkes çılgınca tüketime şartlandırılmıştır. Bu ütopyanın(distopyanın) devamı için ya da kitabın deyimiyle çarkların dönmeye devam edebilmesi için insanlar kuluçka merkezlerinde üretilir ve küçük yaşlardan itibaren şartlandırılmaya başlar.Buna karşın annelik ve babalık kavramı ortadan kalkmıştır. Sevgi, dostluk, bağlılık gibi kavramların ya içi boşaltılmış ya da ortadan kaldırılmıştır. Birey yok edilmiştir herkes herkes içindir. Aslında tüm bunlar ve daha fazlası "mutluluk" ve "istikrar" için feda edilmiştir.

Daha önce, kitapta teknolojik anlamda bugünkünden farklı bir dünya yok demiştim, şimdi bunu sosyal hayat için de söylersem çok yanlış olmaz sanırım. Nitekim Huxley 1925 deki Amerika ziyaretinin kitaba büyük etkisi olduğunu belirtmiştir. Gözlemleri sonucunda ütopyaya en çok yaklaşan devletin Amerika olduğunu söylemiştir.

Okurken tasvir edilen yeni dünyanın iyi mi kötü mü olduğu konusunda bir kararsızlık oluştu kafamda. Bu ikilem sayesinde şunu farkettim; Acaba biz de günümüzde varolan sistemin şartlandırmaları ile nelerden vazgeçiyoruz? Neleri feda ediyoruz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder