Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2011 Çarşamba

Diablo: Siyah Yol



Fantastik kurgu ve bilim kurgu severler bilirler bu türler kaçış edebiyatı olmakla eleştirilir. Bu eleştiriye ünlü bilim kurgu yazarı Ursula K. Le Guin şöyle cevap verir; "Evet, bilimkurgu bir kaçış edebiyatıdır ve tam da bu yüzden muhteşemdir. Bir asker düşmanın eline düştüğünde kaçmakla yükümlü olduğunu düşünmez miyiz? Tefeciler, kör cahiller, buyurganlar hepimizi hapiste tutuyor. Eğer aklın ve ruhun özgürlüğüne değer veriyorsak, eğer hürriyet taraftarıysak, elbette kaçmakla ve elimizden geldiğince çok mahpusu kurtarmakla yükümlüyüz." Haddimi aşarak Ursula ablanın söylediklerinin üzerine birşeyler söyleyeceğim.

Evet bilim kurgu bizi gerçek dünyanın tüm bu can acıtan unsurlarından uzaklaştırır gibi görünür ama bilim kurgu ve fantastik kurgu içerisindeki iyiler, kötüler, trajediler, ihanetler, ihtiraslar vs. vs. gerçek dünyada olmayan şeyler mi? Kurguda yaşananlar ustaca birer allegori değil de nedir?

Siyah Yol' a yukarıdaki pargrafta belirttiğim şeklide bakınca gözümdeki değeri biraz daha artmıştır. Neden mi? Kitabı birkaç yıl önce ilk kez okuduğumda pek beğenmemiştim. Çünkü kitapta önceki Diablo kitabına nazaran daha az macera ve aksiyon var gibi. Bunun nedeni de İblis Kabraxis' in Diablo ve kardeşleri gibi savaşmayı değil insanları bir şekilde etki altına almayı kendine yol edinmesi. Kabraxis, Diablo gibi sabırsız değil onun yöntemleri daha sinsice. Kabraxis insanlara duymak istedikleri şeyleri söyleyerek, elde etmek istedikleri şeyleri vererek yaklaşıyor. İnsan tabiatının doğal bir zaffı değil mi bu? Hepimiz bazen gerçeği değil de hoşumuza gideni duymak isteriz. Hatta çokça da çevremizdekilere duymak istediği şeyleri söyleriz. Mesela yeni bir ayakkabı almış arkadaşımıza o ayakkabı ona yakışmamış olsa da yakışmış deriz. Bunlar zararsız görünse de bir şekilde karşıdakini aldatmaktır. Tabi Kabraxis böyle beyaz yalanlar söylemiyor. :) O daha sistematik bir şekilde insanları, sahip olduğu güçleri de kullanarak(Siyah Yol) hoşlarına giden şeyler veriyor. Hatta bu iş öyle bir yere varıyor ki onun için yeni, ihtişamlı bir kilise inşaa ediliyor ve insanlar kadim inançlarını bırakarak Kabraxis' in peşinden gitmeye başlıyor. Bir noktadan sonra insanlar Kabraxis için söylenen kötü şeyleri kabul etmiyor ve bunu söyleyen Darrick Lang ve arkadaşlarına düşman oluyor. Hikaye' de Darrick' in Kabraxis' in foyasını ortaya çıkarma mücadelesi.

Yazının başında dediğim gibi kurgu gerçek yaşamdan tamamiyle soyutlanmış değildir. Kabraxis gibi insanlar vardır sevgili blog. İnsanların arasında dolaşır kimilerini kendi peşine takmayı başarır. İşte bu yüzden kurgu edebiyatı da kaçış edebiyatı değildir!

11 Ekim 2009 Pazar

Cesur Yeni Dünya



Bilimkurgu bana göre ikiye ayrılır. Bir teknolojik öngörüler üzerine kurulu olanlar, iki sosyolojik öngörüler üzerine kurulu olanlar. Bu ikisinin birbirinden alakasız şeyler olduğunu söylemiyorum. Evet teknolojinin sosyal hayat üzerindeki etkisi yadsınamaz. Demek istediğim; bilimkurgu eserlerinde bu ikisinden biri daha ağır basar.

Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sını ikinci seçeneğe yakın görüyorum. Gerçekten de kitapta teknolojik anlamda bugünkünden çok da farklı bir dünya yoktur. Bu kitabı değerli kılan Huxley'nin yarattığı distopyadır. Ford'dan 632 yıl sonrasını anlatan bu dünyada herkes mutludur, herkes sağlık ve refah içindedir ve herkes çılgınca tüketime şartlandırılmıştır. Bu ütopyanın(distopyanın) devamı için ya da kitabın deyimiyle çarkların dönmeye devam edebilmesi için insanlar kuluçka merkezlerinde üretilir ve küçük yaşlardan itibaren şartlandırılmaya başlar.Buna karşın annelik ve babalık kavramı ortadan kalkmıştır. Sevgi, dostluk, bağlılık gibi kavramların ya içi boşaltılmış ya da ortadan kaldırılmıştır. Birey yok edilmiştir herkes herkes içindir. Aslında tüm bunlar ve daha fazlası "mutluluk" ve "istikrar" için feda edilmiştir.

Daha önce, kitapta teknolojik anlamda bugünkünden farklı bir dünya yok demiştim, şimdi bunu sosyal hayat için de söylersem çok yanlış olmaz sanırım. Nitekim Huxley 1925 deki Amerika ziyaretinin kitaba büyük etkisi olduğunu belirtmiştir. Gözlemleri sonucunda ütopyaya en çok yaklaşan devletin Amerika olduğunu söylemiştir.

Okurken tasvir edilen yeni dünyanın iyi mi kötü mü olduğu konusunda bir kararsızlık oluştu kafamda. Bu ikilem sayesinde şunu farkettim; Acaba biz de günümüzde varolan sistemin şartlandırmaları ile nelerden vazgeçiyoruz? Neleri feda ediyoruz?

12 Mayıs 2009 Salı

WarCraft Son Bekçi



Fantastik kurgu dünyasında büyü ve büyücülerin apayrı bir yeri vardır benim için. Sanırım birçok kişi -büyücüleri sevse de sevmesede de- benim gibi düşünür. Büyünün olmadığı bir fantastik evren hayal etmeye çaılışırsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Büyü önemli bir güçtür ve dolayısıyla ona hükmedenleri de önemli kılar. Her hikayede hatta gerçek hayatta olduğu gibi gücü elinde bulunduranlar yeri gelir kahraman ya da kötü adam olurlar.

İşte bu özellikleri nedeniyle fantazi dünyasına adını kazımış birçok büyücü vardır. Bana bunlardan beşini say deseniz bu listeye Magus Medivh'i tereddüt etmeden eklerim. WarCraft evrenini az çok bilenler Medvih'i mutlaka duymuşlardır. Bir dönem kafamdaki büyücü imajını dolduran bir karakterdir Medivh. Eğer benim gibi ilk iki oyuna yetişemeyip hikayeye Reign of Chaos ile başladıysanız Magus'u merak ediyor olabilirsiniz. İşte bu kitap yaranızın merhemidir. Hikayeyi çok fazla açığa vurmak istemiyorum ancak şunu söyleyeyim Medivh'in kaderi ile Azeroth'un kaderi arasında gizli bir bağ vardır. Bu yüzden bu kitapla sadece Medivh'in hikayesini değil birçok sırlı olayı öğrenmiş olacaksınız.

Hikaye Jeff Grubb gibi Ederha Mızrağında tuzu bulunan bir kişiye teslim edilmiş. Üslup konusunda övgü veya eleştiri yapmak pek haddime değildir ama kitabın bu konuda oldukça iyi olduğunu düşünüyorum. Zaten kitap amatör bir yazar tarafından yazılmış bile olsa Magus Medivh için okumaya değerdir.

22 Mart 2009 Pazar

Elenium




Geçenlerde bu kitabı, devam ettiğim ingizce kursunun kütüphanesinde gördüm ve ilk okduğum anlar geldi hemen aklıma. Bu aralar da blogu güncel tutmak için konu arıyordum zaten. İyi oldu hatırladığım. Öncelikle şunu söyleyeyim bu yazıda kitap eleştirisi yapmak gibi bir niyetim yok. İstesem de yapamam zaten. Kitap hakkındaki naçizane düşüncelerim sadece bunlar.

Elenium serisinin bendeki yeri büyüktür. Beni fantastik kurgu alemine bağlayan ikinci önemli eserdir Elenium. Birincisini söylemeye gerek yok sanırım. Evet Yüzüklerin Efendisi. Aslında fantastik kurgu severler Ejderha Mızrağı'na Elenium'dan daha çok önem vermişlerdir ama henüz o serinin sadece ilk kitabını okuduğum için birşey diyemeyeceğim. Neyse lafı çok uzattım kitaba geçiyorum.

Bu seri üç kitaptan oluşur.

1 Elmas Taht
Hikaye kahramanımız şovalye Sparhawk'ın sürgünden dönmesi ile başlar. Sparhawk döner dönmez kendisni büyük bir komplonun içerisinde bulur. Kraliçe Ehlena bir suikast sonucu zehirlenmiştir ve yaşamı nerdeyse pamuk ipliğine bağlıdır. Sparhawk onu kurtarmak için herşeyi göze alır ama bilmiyordur ki bu suikastın arkasında hayal bile edemeyeceği güçler vardır.
İlk kitap genel olarak hikaye ye giriş niteliğinde ama emin olun 2. kitabı okuma gerekliliğini hissettiriyor.


2 Yakut Şovalye
2. kitapta işler Sparhawk ve dostlarının hiç beklemediği şekilde gelişir. Olay oldukça karmaşık hale gelmiştir. Sadece efsanelerde duyulacak olaylar görülmeye başlar. Fakat ekibin henüz tam olarak ne olup bittiğinden haberi yoktur.
İkinci kitabı ben öncekine göre daha heycanlı buldum. İlk kitaba göre daha çok atraksiyon içermesi bunun başlıca sebebidir kanımca.



3 Safir Gül
Artık olaylar burada çözümlenir. Tüm anormal olayların asıl sebebi ortaya çıkar. Sparhawk çok büyük bir mücadelenin içerisinde bulur kendini ve bu mücadelenin sonucu sadece kendi hayatını değil bütün dünyayı değiştirecektir.

Elenium serisine genel olarak bakarsak eksik olan yönü yeterince merak uyandırabilen bir fantsatik evren sunamayışıdr. Bu eksiğini renkli karakterleri ile kapatır. Şiddet ve cinsellik daha ön plandadır. Bu özellikleri Stephen King kitaplarını hatırlatmıştı bana. Diyeceğim o ki Yüzüklerin Efendisi'ndeki fantastik derinlik bu kitapta yok. Ama bu onun okunmaması gereken bir kitap olduğunu göstemiyor. Gerçekten zaman ayırdığıma değmiştir.