15 Mayıs 2011 Pazar
Meşguliyet
28 Şubat 2011 Pazartesi
Nice Yıllara Sevgili Blog :)
7 Şubat 2011 Pazartesi
OPERATION FLASHPOINT: DRAGON RISING
Savaş simulasyonları arasında önemli bir yere sahiptir Operation Flashpoint. İlk oyununu oynamamıştım, simulasyon sevenlerin tepkisine bakılırsa çok şey kaybetmişim. Ne yapalım ben de Dragon Rising ile bu kaybı telafi ederim dedim. Demez olaydım!
Evet Dragon Rising'i beğenmedim ve bundan sonra getireceğim eleştiriler "action FPS" sever olduğum için değildir(genelde bu tür oyunları beğenmeyenlere git COD oyna denir) bilakis onun simulasyon tarafının zayıf olduğunu düşünüyorum. Eğer bir oyun, savaş simulasyonu olduğunu idda ediyorsa ben o oyundan tüm ögeleriyle gerçek savaşa benzemesini beklerim. İşte oyunun en büyük eksiği burada karşıma çıkıyor. Diğer askerlere karşı verdiğiniz çarpışmalarda bir sorun yok. Silahların tepkileri gayet tatmin edici. Hiç gerçek silah kullanmadım ama en azından sıradan FPS oyunlarından farklı görünüyor. Fakat iş zırhlı birimlere veya helikopterlere karşı savaşa gelince oyunun normal FPS türünden hiçbir farkını göremedim. Bir APC'nin tek roket ile patladığı nerde görülmüş? Evet bir zırhlı personel taşıyıcıyı(APC) bir bilemedin iki roketle imha etmek mümkün. Hemde ne imha! Koskoca zırhlı araç roketi yeyince bir anda içten gelen bir patlamayla hurda yığınına dönüyor. Oysa ki öncelikle aracın vurulduğu yerde zırhta bir hasar meydana gelmesini bekliyor insan. Bu söylediğim gerkesiz bir ayrıntı değil kesinlikle. Bugün World In Conflict adlı bir strateji oyunu bunu yapabiliyorsa simulasyon olduğunu söyleyen bir FPS hayli hayli yapar diye düşünüyorum. Bir zırhlı aracın birkaç piyade tarafından yok edilmesi bukadar kolay olmamalı. Gerçek savaşa benzemesi gereken ögelerden kastım bu idi.

Direkt oyunun beğenmediğim yönleriye başladım madem hiç hız kesmeden devam edeyim. Helikopter olayına hiç girmiyorum zaten, onun zırhlı araçların durumundan bir farkı yok çünkü. Bunun dışında; grafikler vasat, yapay zeka ise resmen zekadan mahrum. Olur olmadık hareketlerle keklik misali av olmak için yazılmış bir yapay zeka var oyunda. Çatışma sırasında bir anda sürünme pozisyonu alıp muhtelif yönlere doğru harekete başlıyorlar nedense. Ayrıca yakınına sokulduğum düşmanın beni algılaması biraz zaman alıyor. Onu indirmek için gayet yeterli bir zaman bu. Oyundaki yönettiğimiz birimin yapay zekası ise daha vahim bir durumda. Yönettiğim üç askere bir binayı temizlemesi için emir verdim, ben müdahale etmesem içerideki tek düşman üçünü de öldürecekti. Düşman yapay zekasının yakın mesafedeki algılama sorunu kendi askerlerimde daha belirgin sanki. Bir başka sefer de silahla öldürebileceği hemen karşısındaki düşman askerine el bombası atmaya çalışırken vurulmuştu.

Oyunun elde kalan iyi tarafına dönersek; daha önce de söylediğim gibi piyadeye piyade çatışmaları gayet tatmin edici. Her nekadar yapay zeka tarafından zaman zaman baltalansa da uzak mesafe çatışmalarında heyecanlı anlar yaşanabiliyor. Zaten oyun genelde bu tür çatışmalarla geçiyor. Bir önceki paragrafda da belirttiğim gibi emrimiz altında üç kişiden oluşan bir tim mevcut. Bu timi yönetmek karmaşık kontrol sistemi nedeniyle biraz zor olmuş. Askerlerinize verebileceğiniz emirler gayet çeşitli ama dediğim gibi kontrol sisteminin kötü olması nedeniyle insanın uğraşası gelmiyor. Zaten çoğu kez işi kendi başıma hallediyorum. Yanımdakiler düşman için hedef dağıtıyor o kadar. Bunun dışında oyundaki araç kullanımı da önemli bir yere sahip. Savaş sahasındaki tüm kara araçları kullanılabilir durumda. Operasyon noktasına bir araçla gitmek bazen çok önemli oluyor çünkü savaş alanı oldukça geniş. Tabi araçtayken düşman sizi daha kolay tespit ediyor.

Savaş alanı geniş demişken ne kadar geniş olduğunu şöyle belirteyim. Oyun Kuzey Pasifik'teki Skira Ada'sında geçiyor. Bu ada tamamiyle oyuna aktarılmış. Yani Codmasters bölüm tasarımıclarına hiç para vermemiş, gerçekte varolan bir yeri olduğu gibi oyuna aktramış. Bu adanın önemi ise petrol rezervleri. Ada tarih boyunca birçok kez el değiştirmiş. En son Rusya'nın elindeyken enerji bunalımına giren Çin tarafından işgal edilir. İki ülke savaşın eşiğine gelir ve bu sırada Amerika(yani biz) müdahale eder.

Oyunda bir kaç çoklu oyuncu modu da mevcut ama server sıkıntısı nedeniyle bu modlardan verim alınamıyor. Bunlardan co-op modu zevkli olabilirdi. En azından yapay zekanın yerini gerçek oyuncular alınca oyuna yeni bir tad gelebilirdi ama dediğim gibi server problemi burada büyük engel. Zannedersem oyun için dedicated server lar yok bu nedenle oyuncuların kişisel bilgisayarları üzerinden kurdukları oyunlara mahkum kalıyoruz. Bu da ping problemleri yaratıyor.
Bir de simulasyon oyunları bu kadar ruhsuz olmak zorunda mı? İşin hikaye kısmına da daha fazla özen gösterilebilir.
Bu oyun benim için bir hayal kırıklığından başka birşey değil. Belki ayrıntı konusunda büyük beklentilerim olduğu için bu hayal kırıklığı oluştu. Bilemiyorum. Ancak eğer ilerleyen zamanda çıtayı yukarıya taşıyacak bir savaş simulasyonu çıkarsa onu büyük yapan bu ayrıntılar olacaktır ondan şüphem yok.
5 Kasım 2010 Cuma
Steam Nedir?
Steam nedir?
Steam Valve Software tarafından geliştirilmiş bir oyun dağıtım yazılımıdır. Oyun dağıtımın yanısıra online oyun oynama konusunda da oyuncuların ihtiyaçlarını karşılayan birçok oyuncuyu biraraya getrien platformdur.
Steam'den nasıl oyun alınır?
Steam'den kredi kartı veya paypal aracılığı ile ödeme yapılarak oyun satın alınabilir. Banka kartları geçerli değildir. Bu işlemden sonra satın alınan oyunu bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
Bir kere satın aldığım oyunu kaç defa indirebilirim?
Satın alınan oyun için herhangibir indirme sınırlaması yoktur.
İndirme işlemi kesintiye uğrarsa ne olur?
İndirme işleminin kesintiye uğraması durumunda istenildiğinde en son bırakılan yerden devam edilebilir.
Yüklü oyunu her silmemde tekrar indirmek zorundamıyım?
Steam'den alınan oyunlar yedeklenebilir. Bu sayede, silinen oyunlar daha önce alınmış yedekler ile indirme işlemine gerek kalmadan tekrar yüklenebilir.
Steam hesabına sahip olmak ücretlimidir?
Hayır Steam'den hesap açmak ücretsizdir.
Oyun oynamak için Steam hesabıma girmem zorunlumudur?
Oyun oynamak için hesabınıza giriş yapmak zorunludur. İnternet bağlantısı olmadığı durumlarda Steam offline modda açılabilir fakat offline modun çalışması için Steam'in haftada birkaç kez online olması gerekmektedir.
Steam'den satın aldığım oyunlar başka Steam hesaplarında da çalışır mı?
Steam'den satın alınan oyunlar bir cd key ile gelir ve sadece o hesaba özgüdür. Başka hesaplarda çalışmaz. Bir hesapta bulunan oyunların başka hesaba aktarıması mümkün değildir. Bu tür yasal olmayan girişimlere karşı Valve Software yaptırım uygulama hakkını saklı tutar.
27 Mart 2010 Cumartesi
Mass Effect

Rpg denince aklıma hep kılıç, kalkan, elf, cüce, büyü gibi kavramlar gelir. Bu kavramları içermeyen rpg oyunlarına çok aşina değilim. Bu yüzden Mass Effect benim için farklı bir deneyim oldu. Hatta uzun zamandır iyi bir rpg ve uzay temalı bilim kurgu oynamamıştım. Bu ikisini bir arada görünce, karlı bir işe girişen tüccar gibi ellerimi ovalayarak atladım Mass Effect'e.
Her rpg de olduğu gibi karakterinizin sınıfını ve görünüşünü seçerek başlıyorsunuz oyuna. Karakter özelleşitrme menüsü tatmin edici ama ben karakterimin görünüşüne pek dokunmadım çünkü hikayemizin üzerine kurulu olduğu John Shepard'ı değiştirmek hikaye ile karakter arasındaki bağı koparıyor sanki. Yapımcının bize sunduğu haliyle John Shepard gayet uygun.
Sınıflar arasında ise Shepard'a yakışanı solider ama sırf bu yüzden diğer sınıfları oynamaktan mahrum kalmak olmaz. İlk oynayışımda solider seçerek başladım oyuna.
Oyun daha başında John Sheapard'ın bir kurtarıcı rolü olduğunu gözümüze sokuyor(ya ne yapacaktı :)). John Shepard sadece galaksi için değil galaksideki birlik içerisinde yeni olan insan ırkının söz sahibi olabilmesi için de önemli birisi. Başlangıçta küçük bir iktidar oyunu zannettiğiniz olayların altından bütün galaksiyi ilgilendirecek ilginç meselelerin çıkması beni etkilemeyi başardı. Hikaye her nekadar böylesi süprizleri barındırsa da oyun içerisinde bazı klişeler de mevcut. Mesela; yarattığı yapay zekaya gezegenini kaptırıp uzayda ordan oraya seyahat etmek zorunda kalan bir ırk bkz. Battle Star Galactica. Ama iyi kotarılmış bir hikaye bunları görmezden gelmem için hatırı sayılır sebepler veriyor.
Oyunun savaş sistemi ve silahlar da oldukça sıradan. Bir silahı yenisiyle değiştirdiğinizde elde edebileceğiniz en büyük yenilik silahın verdiği zarar ve birkaç değişik özellikten ileri gitmiyor. Bu durum çeşitli upgradeler ile biraz çeşitlendirilmeye çalışılmışsa da çok da başarılı olamamış. Gerçi rpg oyunlarında yaratıcı silahlar görmek alışılmış bir durum değildir. Burada oyuna renk katan değişik büyüler olur genelde. Büyü demişken; Mass Effec'te büyünün yerini biotic yetenekler almış. Bu yetenekleri biotic sınıfları kullanabiliyor. Ama yine de savaşlara büyü gibi eğlence kattığını söyleyemem. Bir de savaşlardaki siper alma sistemi gayet kullanışlı olmuş. Bunu söylemeden geçmeyeyim :).
Siper alma sistemi.Rpg nin olmazsa olmaz yan karakterleri ise oldukça başarılı. Helebir Urdont Wrex var ki evlere şenlik. Birçok oyuncunun en sevdiği karakter oldu.
Oyundaki yan görevler ise gayet sıkıcı. Her nekadar iyi getirisi olsa da yapmayı hiç istemediğim türden... İlk yan görev için bir gezegene mako ile indiğimde o atmosfer beni çok etkilemişti. Bir de tesadüftür ki o gezegen bir çöl gezegeni ve bulunduğum yerde de bir kum solucanı benzeri yaratık vardı. Dune serisini sevdiğim için çok özel bir manzaraidi bu benim için. Ama sonra anladım ki bu gezegenin hiçbir erarengiz tarafı olmamakla bereaber görev de bayağı bi angarya.
Ayrıca o kum solucanı benzeri yaratık da gittiğim her gezegende karşıma çıkan bir yaratık olunca epey bir hayal kırıklığı yarattı. Bir türün nasıl hem çöl iklimi hem de tundura ikliminde hayatta kalır birinin bana açıklaması lazım. Ayrıca hangi yüzyılda olursa olsun bu mako denen aracı tasarlayan adamları işten atmalı. Ben böyle sinir bir araç görmedim.

İşte mako ve işte gereksiz bir yan görev.
Mass Effect hernekadar bazı kusurları bulunsa da rpg sever için kaçırılmaması gereken bir oyun olduğunu düşünüyorum. Canım yandığı için son söz olarak şunu ekliyorum; yan görevler böyle olmamalıydı.
25 Ocak 2010 Pazartesi
Taş Kağıt Makas

Küçük bir taş kağıt makas oyunu yaptım. Yine SwEngine kullanarak yaptığım oyun aynı zamanda ses efekti kullandığım ilk oyun oldu.
İndirme linki: http://dl.dropbox.com/u/9969508/TKM.rar
7 Kasım 2009 Cumartesi
World In Conflict

Gerçek zamanlı strateji oyunlarını seven ama iyi oynayamayan bir oyuncuyumdur. Bir yandan üretimi kontrol etmek, bir yandan düşmanı takip etmek bir yandan da saldırı için taktik geliştirmek nedense bana hep zor gelmiştir. (Heroes sevmemin bir nedeni de düşünmek için bol zaman vermesi galiba) Bu noktada World In Conflic(wic) biraz farklı olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü o bir "taktik strateji".
Peki nedir taktik strateji? Şöyle söyleyeyim; bu türde üretim ile ilgilenmenize gerek yok. İhtiyacınız olan tüm birimler size verilir ve yapmanız gereken ne ise onu yaparsınız. Yani sadece savaş stratejisi üzerine yoğunlaşmanız gerekir. Aslında taktik strateji türü bu oyunla ortaya çıkmış birşey değil. Yıllardır Blitzkrieg serisinin yaptığı da buydu. Yalnız iyi diğebileceğimiz bir ilk oyundan sonra gelenler temcit pilavı mahiyetinde olması nedeniyle işin tadı kaçtı ve Blitzkrieg adını pek duyuramadı. World In Conflict'in ise bu türün başarılı bir örneği olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Neye dayanarak bunu söylüyorum, dilimin döndüğü kadar açıklayayım.
Türü ne olursa olsun bir strateji oyununda yapılabilecek en ölümcül hata birimler veya ırklar arası dengeyi tutturamamaktır. World In Conflict'te iki devletin aynı tür birimleri arasında bir fark yok. Bazı birimlerin özel yetenekleri değişebiliyor ama bunların genelde büyük bir fark yarattığını söylenemez. Asıl fark, farklı tür birimler arasında. Burada tür dediğim şey; piyade, zırhlı birimler, hava birimleri ve destek birimleri olarak ayrılmış dört farklı rol. Bu roller taş, kağıt, makas oyunundakine benzer bir üstünlük ilişkisine sahipler. Mesela hava birimleri(helikopterler) tanklara karşı çok etkililer ama destek rolünün uçak savar birimlerine karşı hemen hemen çaresizler. Hava birimlerine karşı etkisiz olan tanklar ise uçak savar birimlerini yok etmek için bire bir. Bu birimler arası ilişkiden daha önce karşılaşmadığımız bir çoklu oyuncu modu doğmuş. Tek oyuncu modunda tüm rolleri kullanma hakkına sahibiz ama çoklu oyuncu modunda öyle değil. İyi ki de değil, bu sayede tamamen takım oyunu üzerine kurulmuş sıradışı bir mod çıkmış karşımıza. Takım oyununu beceremeyen taraf çok çabuk çuvallıyor. Ne kadar iyi bir oyuncu olursanız olun düşman helikopterleri tanklarınıza saldırdığında arkadaşınızın uçaksavar birimleri yanınızda değilse yapabileceğiniz tek şey ona haber ulaştırmak ve beklemek.
Çoklu oyuncu modundan bahsetmişken oyunda bir rütbe sisteminin bulunduğunu da belirtip bu mevzuyu kapatıyorum.
Tek kişilik senaryo modu ise klişe senaryo yüzünden biraz baltalanıyor. Soğuk savaş sırasında ekonomik olarak çökmenin eşiğine gelen Ruslar kapitalist ülkelerden kendisine yardım yapmasını yoksa kendilerine saldıracağını söyler. Bunu dikkate almayan Avrupa Rusya'nın hışmına uğrar. Sıra Amerikaya gelir ve Rus birliklerinin Amerikaya çıkması ile senaryo başlar. Bu bayatlamış kahraman Amerikan ordusu üzerine kurulmuş senaryodan pek bir beklentiniz olmasın ancak bazen askerlerin kişisel hikayelerini anlatan ara videolar iyi olabiliyor. Özellikle Anton ve Mike karakterlerine dikkat edin.
Oyunun teknik yönüne de getirebileceğim pek fazla eleştiri yok. Grafikler, çıktığı zaman ki strateji oyunları arasında tartışmasız en iyisidi. Birimlere yaklaşıp incelediğinizde 3-5 yıl öncesinin fps oyunlarında görebileceğimiz detaylara sahip olduğunu göreceksiniz. Fizik motorunun ise nadiren saçmaladığına tanık oldumsa da aşırı derecede göze batacak bir durum olmadığını söyleyebilirim. Ayrıca birimlerin harita ile etkileşimi daha önce hiçbir strateji oyunun da görmediğim kadar detaylı. Binalara girmesini istediğim piyadeleri binanın yıkık yerlerinden pencerelerden görünce şaşırdım doğrusu. Bir kilisenin çan kulesine çıkmasını istediğiniz keskin nışancıyı çıktığı yerde beklerken görebilmek güzel bir ayrıntı olmuş.
Yazacaklarım bu kadar. Dilimin döndüğü kadar World In Conflict'i anlatmaya çalışıtım. Aylardır oynadığım bu oyunu ömrümün kayıt defteri olan bloguma yazmamak ayıp olurdu. Neyse artık bu yükten kurtulmuş oldum :) Ne diyorsun sevgili blog? Hıı tamam. Yük değilmiş efenim zevkmiş zevk...
