5 Aralık 2013 Perşembe

Mass Effect 2


Bu yazıya başlamadan önce ilk Mass Effect oyunu ile ilgili yazının tarihine bir baktım da, üç yıl olmuş. Üç yıllık bir aranın ardından Mass Effect ile ilgili anılarım biraz nostalji  havasına büründü galiba. Ama sorun değil, nostaljiyi seven bir adamım. Ayrıca biraz tozlanan hatıralar oyunun size vermeye çalıştığı yaşanmışlık hissini arttırıyor diye düşünüyorum. Önceki oyunda gördüğüm bir karakteri bir an tekrar karşımda görünce "aa naber ya, işleri büyütmüşsün" deme isteği bu hissi özetler galiba. :)

Yazıya önceki oyun, sonraki oyun diye başladım madem, öyle devam edeyim. Malum Mass Effect bir rpg oyunu, bir rpgde de önemli olan yaptığınız seçimlerdir. Yaptığınız seçimlerin senaryoya etkisi büyüktür. Bu nedenle seri olarak çıkan bir oyunda seçimlerinizin senaryoya etkisinin devamı için yeni oyuna aktarılmaları gerekir. Oyun bunu önceki oyundaki kayıtlarınızı aktarma olanağı vererek sağlamış. Yani bu şekilde senaryonun ilerleyişine önceki oyunda yaptıklarınızın etkisi devam ediyor. Aslında bu yöntem yeni nesil oyunlarda kullanılan birşey ama Mass Effect işi burada biraz abartmış. Sadece yaptığınız seçimler değil işin içine yan görevleri, karakterler ile kurduğunuz etkileşimleri de katarak detaylı bir aktarım sağlamış. Mesela bir yerde karşıma çıkan bir karakter önceki oyunda kendisine yaptığım yardımdan bahsediyordu. Oysa ben kendisini hiç hatırlamıyorum bile. :)

İlk oyundaki Mako: şimdi o da bir nostalji. 

Bu işin en güzel tarafı bana göre karakterlere dair yapılan aktarımlar olmuş. Çünkü Mass Effect' te karakterler çok önemlidir. Karakterler oyunun iddialı kısımlarından biridir. Hepsinin gerçekten yaşayan biri gibi geçmişi, kendilerine has mizacı vardır. Şimdi bu kayıt aktarma sayesinde sizinde onlarla geçmişte bir hukukunuz oluşu onları daha bi canlı kılmış sanki. Mass Effect'in hatırı sayılır bir kısmı mürettebatınızdaki karakterlerle konuşma şeklinde geçer, bu sayede ikinci oyunda bu seanslardan daha bir zevk aldım diyebilirim. Tabi eski karakterlerin yanına yenileri de eklenmiş, bazı eski karakterler ise artık mürettebatınızda değil. Kendilerine yeni bir yaşam kurmuşlar ama oyun içerisinde onlarla tekrar karşılaşıyoruz. Umuyorum ki üçüncü oyunda bize katılırlar.

Hikayesi ve ırkının gizemleriyle beni en çok etkileyen karakter:Tali.

Öceki yazılarıma çok fazla spoiler verdiğimi farkettim. O yüzden spoiler vermeden senaryoya girmeyi deneyeyim. Senaryonun nasıl devam edeceği Mass Effect 2' ye başlarken en çok merak ettiğim şeydi. İlk oyunda reaper tehlikesini atlatmış gibiydik. Tabi oyun hala devam ettiğine göre belli ki bu tehlike geçmemiş. Yine bu melun şeyler bir şekilde Shepard' ın yakasına yapışıyor ve Illusive man adında, acayip abi ile tanışmamıza sebep oluyorlar.  Illusive Man adından da anlaşılacağı gibi gizemli bir adam ve kendisi gibi gizemli Cerberus adında bir oluşumun lideri. Amaçlarına falan girmeyeyim burdan sonrası ağır spoiler olur. Illusive Man karakteri oyunculara X-Files dizisindeki Smoking Man karakterini hatırlatmış. Ben de bu yorumu okuduktan sonra fark ettim. Çok sigara içmesi zaten direk gönderme olmuş kanımca.

The Illusive Man: her nekadar bize yardım ediyor olsa da 
bu adamı gözüm tutmadı.

Senaryonun içeriğine dair daha fazla bir şey söyleyemeyeceğim ama işlenişinden bahsedebilirim. Oyun tıpik bir frp dizgisi şeklinde ilerliyor. Frp senaryolarında bir elf, bir cüce, bir insan, bir büyücü v.s. bir ekip olur ve kendilerini maceranın içerisinde bulurlar ya, işte burada da olaylar bu şekilde gelişiyor. İşin bu kısmına bir itirazım yok hatta ben frp nin bu tarzını çok severim. Herbiri kendi alanında usta ve herbirinin sizi etkileyecek bir hikayesi olan karakterlerin bir araya gelme süreci leziz bir yemeğe başlamadan önce yenilen güzel bir aparat gibidir. Eleştireceğim  kısım; güzel ve uzun diyebileceğimiz bu aparat kısmından sonra gelen ana yemeğin sizi hayal kırıklığına uğratıyor oluşu. Yani ekibinizi oluşturma bölümü çok güzel ve gayet tatmin edici. Resmen karakterlerle aranızda duygusal bağ kurmak için uğraşılmış fakat bu kadar uzun bir girizgahtan sonra girizgah böyleyse devamı nasıldır diye düşünüyorsunuz. Ama gelin görün ki oyun küt diye bitiyor. Evet tüm ekibi toplayıp büyük göreve çıkıyorsunuz ve o görevi tamamlayınca oyun bitiyor. Bana kalırsa bu ekip toplama işi ME3' ün alt yapısını oluşturmuş. Asıl yemeği üçüncü oyuna saklamışlar.

Normandy' de bir fark var. Bilin bakalım ne?

Oyunda oynanış ve mekanikler olarak pek fark yok. Savaş mantığı yine aynı. Sınıfların seçebileceği silahlara düzenleme getirilmiş bence iyi olmuş. Ayrıca inventory kısmı iyileştirilmiş buna çok sevindim. Ama en çok sevindiğim kısım önceki oyunlarda olan gezegenlere inip maden arama olayının değiştirilmesi olmuş. Artık gezegenlere inmek yerine dışardan tarama yapıyoruz eğer birşey bulursak gezegene probe fırlatıp madeni topluyoruz. Gezegen tarama ekranında o gezgen hakkındaki bilgiler veriliyor. Bu bilgiler gezegenin atmosferi, iklimi, sahip olduğu yerçekimi kuvveti gibi coğrafi ve jeolojik bilgiler olabildiği gibi gezegenin bilinen tarihi ve politik önemi gibi bilgiler de olabiliyor. Bir rpg oyunu olarak Mass Effect' te okunabilecek birçok bunun gibi şey var. Irklar ve kısaca tarihleri, oyunda geçen teknolojilerin kısaca anlatımları, karakterlerin geçmişleri hakkında bilgiler. Bunları açıp okumakla da oyunun oynanma süresi epey uzuyor. Bu sayede bilim kurgu severler hem oyun içerisinde kullanılan teknolojik alet ve araçlarla hem de bunların teknolojilerine dair yazılarla iyi tatmin oluyorlardır diye düşünüyorum. Mesela Normandy' nin gizli hareket etmesini sağlayan sistem(stealth system) hakkındaki bölümü okuyunca acayip tav olmuştum. Normandy ve gezegene inme demişken söylemeden geçmeyeyim önceki oyunda gezegenlere inince kullandığımız mako gitmiş. Maden toplama işi kalkınca açık arazide araçla dolaşma işi azalmış. Bunun gerektiği durumlarda ise hammerhead denen yeni bir araç kullanıyoruz. Makonun arkasından konuştuk ama ikinci oyunda enkazını görünce duygulandım doğrusu. :)

Gezegen tarama ekranı.

İlk oyunun grafiklerini çok iyi hatırlayamadığım için ikinci oyunla bir karşılaştırma yapamayacağım. Ama ikinci oyunun günümüz oyunları ile bir karşılaştırmasının yaparsak çok iyi olduğunu söyleyemem. Özellikle anti-aliasing ayarının olmayışı kenar ve köşelerdeki kırıklar konusunda elinizi kolunuzu bağlıyor. Grafik ayarlarında genel olarak seçenek fakirliği mevcut. Sanırım bunun oyunun konsollara da çıkıyor oluşu ile bir alakası var. Tabi bu demek değildir ki grafikler yerden yere vurulacak kadar kötü. 

Sonuç olarak bu seriyi seven zaten bu oyunu oynar. Hiç oynamamış birisi ise eğer bilim kurgu seviyorsa bu oyunu bi şekilde sever diye düşünüyorum. Mechler, isyancı yapay zekalar, evrenin ötesinden gelen gizemli düşmalar ve birsürü uzay oyuncağı ile dolu kaç tane rpg oyunu var?

29 Haziran 2013 Cumartesi

Yüzüklerin Efendisinde İyilik Bilgelik ve Kahramanlık


Edebiyat veya sinema üzerine kafa patlatmaya mecali olan birisi değilimdir. Bu iş sağlam bir bilgi birikimi gerektirir muhakkak, fakat okuduğumuz bir eseri, izlediğimiz bir filmi gücümüz yettiğince sorgulamak da o eserin hakkını vermek açısından gereklidir diye düşünüyorum. Aksi halde yaptığımız iş sıradan bir ameliye ya da eseri tüketip atmak olur.

Yüzüklerin Efendisi serisi için böyle bir uğraşı içine girdiğimde kafamda oluşan bazı şeyler vardı ama herşey zıddı ile kaimdir derler asıl önemli şeylerin farkına Game of Thrones adlı dizinin 3. sezonunu izledikten sonra vardım. Bu zıtlığı birer kelimeyle açıklama zorunluluğum olsa Yüzüklerin Efendisi için "umut" Game of Thrones için "nihilizim" kelimelerini seçerdim. Game of Thrones' u bu karşılaştırma da "umut" kavramının karşısına koydum fakat şunu belirteyim umuttan kastım tüm düşmanların yok edildiği, intikamların alındığı bir  "mutlu sona" dair olan beklenti değil. Zaten seri sonuçlanmadı, büyük ihtimalle böyle bir "mutlu son" gerçekleşecektir. Benim kastettiğim iyiliğe ve erdemliliğe karşı duyulan inançtır. Game of Thrones 'da aslında bu inanç sorgulanıyor. Yani erdemli kalarak bir mücadele vermenin mümkün olmadığı sonucu çıkıyor. Alıştığımız hikayelerde bu kavramlara sırtını dayayan kahramanlar çektikleri tüm acılara rağmen adaleti yerine getirebilirler. Hatta en sıkıntılı, herşeyin bittiğini düşündüğüz anlarda bazen ilahi eli temsil eden o yardım ulaşır. Yüzüklerin Efendisi'ndeki kartallar sahnesi buna güzel bir örnektir mesela.




Fakat Game of Thrones'da böyle bir kırılma noktası ile karşılaşmadım hiç. O en zor anlarda,  tamam şimdi gerçekleşecek diye beklediğiniz anlarda dizi size karanlığın, komplonun, ihanetin, erdemi diri diri yiyişini tüm çıplaklığı ile gösteriyor. Spoiler olmasın diye bu anlardan örnek vermiyorum.  Bu anlar  intikam duygusundan ve öfkesinden güç alan ve oyunu karanlık tarafıyla oynamaya hazır bir "iyi" karakterin altyapısını hazırlıyor. Yine Yüzüklerin Efendisi' ne baktığımızda iyi karakterlerin aynı zamanda bilge bir tarafı olduğunu görürüz. Burada kastım yanlızca Gandalf değil diğer tüm iyi karakterlerin sizi yarıyolda bırakmayacağına inandıran yanınızda olduğu sürece cehennemin kapısına kadar savaşırım dedirten bir tarafı var. Evet ihanet hikayeye dahil birşeydir mesela Saruman' ın ihaneti buna örnektir ama buna karşı hiçbir koşulda safını değiştirmeyecek bir Gandalf vardır. Burada erdem yerinden asla oynamayacak sağlam bir kaya gibidir. Game of Thrones' da ise herşey sorgulanabilir bir haldedir.

Sanırım Game of Thrones' un bu tarzı modern bir şey. Sanırım dedim olayın o kadarına tam olarak vakıf değilim. Ama kadim hikayelere baktığımızda bir fark görebiliyoruz. Onlar insanı iyiye ve doğruya götüren birer rehber gibidirler.  J. R. R. Tolkien ' in eserini kadim hikayelere daha yakın buluyorum.

Bilmiyorum meramımı doğru düzgün anlatabildim mi? Umuyorum ki aşağıdaki video buna biraz yardımcı olur.