30 Aralık 2012 Pazar

Deus Ex: Human Revolution

Kabul edelim bilgisayar oyunları genelde popüler kültürün eğlencelik tüketim ürünü olmaktan öteye gidemezler. Her ne kadar oyuncu camiasında oyunların sanatsal değerlerinin olup olmadığı tartışılsa da bence oyunlardaki sanatsal değer öyle ehemmiyet verilecek ölçüde değildir. Fakat Holywood' da zaman zaman sadece tüketim malzemesi olmanın birazcık ötesine geçen filmler olur. Bence bunun oyun dünyasında da örnekleri vardır. Hepsi birer efsane olmuş; Planescape: Torment, Sanitarium, Grim Fandango birkaç örnek olarak sayılabilir. Deus Ex serisini de bu listeye eklesem sürç-i lisan etmiş olmam sanırım.

Deus Ex ismi antik Yunan tiyatrosundaki Deus Ex Machina' dan gelir. Deus Ex Machina sahneye vinç yardımıyla indirilen makinedir ve tanrıyı temsil eder. Seriye bu ismin veriliş nedeni yine makinelerle ilgilidir. Oyun, artık makinelerin insan vücudunun parçası olduğu bir gelcekte geçer. İnsanlar istedikleri takdirde kendi organlarından vazgeçip, biyomakineler kullanabilmektedirler. Amaç ise işlevsellik... Yani makineden bir kol sizin kolunuzdan daha güçlü, makineden bir göz sizin gözünüzden daha keskin olmaktadır. Sonra bu değişim sosyal ve ekonomik hayatı da etkiler. Biyomekanik organlara sahip insanlar iş hayatında bir adım önde olur. Tüm bu değişim bazı etik soruları önümüze koyar; Insanlığımızı mı kaybediyoruz? Evet bu soru oyun içerisinde de sorulur. Kendilerine purist adını veren gruplar "Tanrıyı oynamaktan vazgeçin" gibi sloganlarla bu değişime karşı durmaya çalışır.

Tüm bu etik sorunların yanında bu değişimin başka günahları da vardır. Biyomakineler küresel şirketler tarafından satılmaktadır ve birkez makineye sahip olmak yetmez. Vücudunuzun bu makineleri kabul etmesi için devamlı olarak yine bu şirketler tarafından satılan ilaçları kullanmanız gerekir. Aksi takdirde sonuç ölümdür. Şirket denen tek amacı karetmek olan kuruluşların bunu pek umursamadığı bir dünya da artık bu ilaçlara para veremeyecek duruma gelen insanların durumu içler acısı bir hal alır. Global şirketler ise büyür ve devletlerden üstün hale gelir.
Gelecekte Çin.

İşte Deus Ex serisi böyle bir dünyayı konu alır. Üç oyundan oluşan bu serinin üçüncü oyunu yani bu yazının konusu olan Deus Ex: Human Revolution değişimin emekleme döneminde geçer.  Human Revolution' da Sarif Industries adlı biyomakine üreten şirkette çalışan Adam Jensen' ın başından geçenleri tecrübe etmekteyiz. Adam Sarif Industires' da güvenlik şefi ve eski bir SWAT' tır. Birgün Sarif Industires bir grup paralı asker ve biyomekanik organlara sahip özel askerler tarafından saldırıya uğrar. Tüm önemli bilimadamları öldürülür. Bu sırada Adam' da ölümcül yaralar alır. Artık hayatta kalmasının tek yolu  tüm vücudu biyomakinelerle donatılmasıdır ve kendisine sorulmadan bu yapılır. Oyun boyunca "I have never asked for this." sözünü Adam' ın ağzından duymaktayız. Adam' ın macerası bu saldırının arkasındakileri bulmak üzerinedir.

Biyomekanik organlar böyle birşey.

Oyunun dinamiklerinde bir rpg oyununda görmeye alıştığımız genel ögeler mevcut. Yeteneklerimiz(skill) sahip olduğumuz biyomekanik organlardan geliyor. Sahip olduğumuz puanlarla hack, zırh, görünmezlik, duvarların arkasını görebilme vb yeteneklerimizi geliştirmekteyiz. Oldukça zengin bir yetenek ağacı mevcut. Bu ağaçta geliştirdiğimiz dala göre bir oyun deneyimi elde ediyoruz. Mesela ağır silahlara ve güçlü bir zırha sahip ölüm saçan birisi olabildiğimiz gibi düşmanlarını sinsice avlayan bir keskin nişancı da olabiliriz. Hatta oyun boyunca hiç kimseyi öldürmeden ve kimseye yakalanmadan işini halleden bir hayalet de olmak mümkün. Bu da oyuna birkaç kez oynanabilme özelliği katmakta. Fakat bu kimseyi öldürmeme işinde boss lar istisna tutulmuş. Yani boss ları öldürmek zorundasınız. Bu olay eski Deus Ex hayranlarının pek hoşuna gitmemiş öğrendiğime göre.

Düşmanı öldürmek yerine bayıltmak da bir seçenek.

Bir de rpg oyunlarında görmeye alıştığımız yan görevler var. Yan görevlerin sayıları çok değil ama sadece tecrübe puanı ve para kazandıran angarya da değiller. Çoğu özenle hazırlanmış ve oynamaya değer. Hatta bazıları senaryoya dahil küçük ipuçları da içeriyor. Oyunun mekan tasarımları da hikayede geçen zamana yakışmış. Teknolojinin şehirlere ve hayata verdiği yön gayet başarılı bir şekilde sunulmuş. Nedense bu tür gelecek tasvirleri hep içimi karartır. Deus Ex' de bu hissi yaşattığı için başarılı olmuş diyebilirim. 

Gelecekte Detroit.

Deus Ex hem oynanış hem de konusu itibariyle oyun dünyasında görülebilecek ender oyunlardan birisi olmuş bana göre. Bu konu belki sinemada ve edebiyatta işlenmiş bir konu ama oyun dünyasında ilk defa görüyorum. Oyunun birkaç küçük eksisi de var. Eski Deus Ex oyunlarından farklı olan boss savaşları bunlardan birisi olarak sayılabilir belki. Ama ben eski oyunları oynamadığım için bu konuda yorum yapamıyorum.  Bir diğer eksi bana silahlar olarak göründü. Rpg oyunu da olsa silahlara özen gösterilmesi ve çeşitlilik tercihimdir. Silahlar için upgrade sisteminin mevcut olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Grafikler ise çok ahım şahım olmamış. Hatta karakter modellemeleri vasatın altında diyebilirim. Mekanlardaki kaplamalar da detay bakımından fakir fakat bu kadar derin bir oyunu grafik yüzünden oynamamak insafsızlık olur. Piyasada güzel grafikli içi boş oyunların hali ortada. 

Deus Ex tam anlamıyla bir şaheser olmuş. 2013'e bir kala bloguma bir yazı daha ekledim ve bu yılı boş geçirmemiş oldum. Bu şaheseri bloguma eklemekten de ayrıca memnunum.